Anne ve Beden

Anne, bedeni ve değişimlerin beraberinde getirdiği ruhsal süreçler bir kadının yaşadığı beden değişimleri, duygusal dalgalanmalara yol açabilir.

Yüzyıllar boyunca, annelik o denli kutsal bir kavram olarak düşüncelerde yer aldı ki, annelerin, yaşadıkları zorlukları dile getirmeleri yanlış anlaşılmış ve ayıplanmıştır. Bu son yıllarda, tıp ve psikiyatri/psikoloji alanlarında gerçekleşen gelişmelerle birlikte kadınlar, bedenleri ve duyguları hakkında, daha rahat konuşur hale geldiler. Anne, beden ve duygu üçgeninde yaşanan değişimler tabu olmaktan çıktı ama, geçmişin kalıntıları halen daha tamamiyle yok olmuş değil. Konu annelik ve bebek olduğunda herşeyin pürüzsüz ve tertemiz olması bekleniyor – yıllar içerisinde oluşan değişimin getirisi belki de şöyle özetlenebilir ; şikayet edilebilir ama, çok fazla değil, zorluklar ifade edilebilir ama, sınırlı düzeyde, faklı duygulanımlar yaşanabilir ama, abartmamak şartıyla. Anneliğe giden yolda karşılaşılan hormonal ve bedensel her bir değişimin ruhsal yapı üzerine etkileri bulunmaktadır ; bunların ifade edilmesini engellemek, annenin daha rahat ve huzurlu bir gebelik yaşamasına da engel olacaktır. Bireyler kendilerini ifade ettikçe rahatlarlar ve kabul görmeyeceğini düşündükleri düşüncelerini dile getiremezler – engellenen ifadeyle başetmek kolay değildir.

Beden değişim ve dönüşümlerini, bir kadının, gebelik süresince yaşar ve bunların her birinin yoğun bir mutluluk verici tarafı vardır ama, bunun yanı sıra, bu denli güçlü bir “farklılaşmanın” da zorlu tarafları bulunmaktadır. Doğumdan sonra ise, anne tekrardan bir geriye dönüş yaşama sürecine girer ve bunun sonucunda, çoğu zaman, hatırladığı o “eski bedenine” kavuşamaz. Bu bedensel döngünün gerçekleşeceğini aslında herkes bilir ama, birey üzerindeki olumsuz etkilerinden pek konuşulmaz ; gebe olan kadın veya lohusalık döneminde olan anne de bunları ifade edecek olursa da, pek hoş karşılanmaz.

Toplumsal olarak, acıları duymaya ve dinlemeye pek hazırlıklı değiliz sanırım, hele ki bunu ifade eden bir anne olduğunda ; halbuki lohusalık dönemi adını koyduğumuz ve zorlu bir dönem olduğunu bildiğimiz bir doğum anı sonrası var. Bu kırk gün süresince anne ve bebeğin yanında olunur ve anneye yardım edilir ama, şikayetler ve duygusal yoğunluklar dile gelir mi? Gelirse de nasıl bir cevap verilir?

“Anlat seni dinliyorum, neler yaşadın? Neler yaşıyorsun?” ve “tamam, olabilir, hepimiz bu yollardan geçtik” ifadeleri arasında bir fark vardır ; biri söylemi açar ve “anlatacaklarından korkmuyorum, kendini bana bırakabilir ve açılabilirsin” demekken, diğeri söylemi tıkar, engeller ve annenin tüm zorluklarla tek başına başetmesini talep eder. Bir anne “yeter”, “bıktım” veya “yoruldum” dediğinde, herşeyi bırakıp gideceği veya çocuğundan vazgeçeceği anlamına gelmez, sadece, kendine ayıracağı bir zamana, kendini ifade edebileceği bir alana ihtiyaç duyduğu anlamına gelir.