Çocuklar Masallar Diyarında

Masallar ve dolayısıyla hayal dünyası, çocukların iletişim kurmak için sıkça başvurdukları alanlardır. Bazı olayları anlamlandırmak, anlamlı kılmak için, çocuklar masalımsı oyunlar uydururlar. Bazen yuvada veya okulda, bazen evde, bazense oyun parkında gerçekleşmiş olan bir olayı tekrardan canlandırırlar. Her çocuk, bu sahnelemeyi gerçekleştirmek üzere, kendi yaşına ve ilgi alanına uygun oyuncaklar ve figürler seçerler. Bu oyun düzeneğini oluşturmak üzere çocukların sıkça başvurdukları araçlardan biri ise, hayvan figürleridir. Aslan kükrer, bunu gören panda kızar, geyikse korkar ve hızla kaçmaya çalışır. Tüm bu oyunların içerikleri çok zengindir ve içlerinde milyonlarca anlam barındırırlar. Çocuklar tek bir hikâye içerisine hem korktukları, hem güçlü hissettikleri, hem mücadeleci oldukları hem de rekabet edemediklerini hissettikleri birçok olguyu sığdırabilirler. Bu nedenle, onları izlerken veya oyunlarına, masalların ve hayal dünyalarına dâhil olurken, ebeveynler, anlamaya değil, onlarla birlikte heycanlanıp oyuna dâhil olmaya çalışmalıdır. Her bir figür birçok duygu barındırabilir ve her insanoğlu gibi, çocuklar da, zaman zaman güçlü veya çekingen, hırslı veya kaçma eğiliminde olabilirler. Farklı zaman dilimlerinde, farklı insan ve olaylara karşı tepkilerimiz daima değişim gösterir; bu, çocuklar için de geçerlidir. Masallar ve oyunlar, onlar için, hayatı ve olayları anlamanın en rahat yoludur.

Çocuklar, bu oyunları sahnelerken, genelde kendi yaşantıları ve iç dünyalarıyla ne kadar bağlantılı olduklarının farkında değildirler. Kurgulanan her bir masalda, bilinçdışı bir sürecin yansıması bulunur ve çocuklar bu dolaylı yolu izleyerek kendi yaşantılarına renk ve anlam katarlar.

Aileler kimi zaman çocuğun hissedebileceği veya içerisinde olabileceği duygulardan çekinir ve çocuğun o anki ifadesini farklı bir duyguya dönüştürmeye çalışabilir. Çocukların hissetmesinden sıkça endişe edilen duygular öfke ve üzüntüdür. Çoğunlukla anne ve babalar çocuklarının bu duygulardan uzak olabilmelerini dilerken, çocuklarının bu duygularını ifade etmelerini de engellemiş olurlar. Bu doğal bir tepkidir ve zaman zaman çocuğun buna ihtiyacı da vardır; onu yatıştıran ve farklı bir alana çeken bir ebeveynin kollarına atılmak bunun bir örneğidir. Ama unutmamak gerekir ki, kabul görmeyen duygular yok olup gitmez, orada, ifade bulamamış bir şekilde var olmaya devam ederler. Bu nedenle, bazı kişisel olarak kabul edilmesi zor olan duyguların ifade edilmesine olanak tanımak hem gerekli hem de sağlıklıdır. Kardeş kıskançlığı, öfke veya üzüntü gibi duygular belirten çocuğa, “Öyle mi? Peki anlat bakalım, neler hissediyorsun, neler oldu?” demek, ona, hem kabul gördüğünü gösterecek hem de ifadenin ve paylaşımın yollarını açacaktır. Burada çocuk için önemli olan, ebeveynlerinin bu duyguları nasıl taşıyabildiklerini görmek olacaktır. Anne ve babaların dikkat edecekleri olgu ise, bu duyguların çocuğu ve hayatını ne kadar etkilediği yönünde olacaktır.